1 Ocak 2010 Cuma

Yılbaşı ve Melankoliye Dair

İnsanlar dışarıda eğleniyorlardı. Bazıları aileleri ile birlikte birinci dereceden akrabalarının evinde yemek yemeyi, çay içmeyi ve mandalina - muz eşliğinde muhabbet etmeyi planlıyorlardı. Ben ise "en kötü karar kararsızlıktan iyidir"in kararsız kalma durumunu çok acı bir şekilde tecrübe ediyordum. Ne abimin Eskişehir'e gel teklifine ne annem ve babamın Gölcük teklifine ne de arkadaşlarım İstanbul ısrarlarına cevap verebildim. Sonuç: Ankara'da sessizlik ve yalnızlık eşliğinde bir yılbaşı. Sadece 2009 yılının son gecesi değil 2010 yılının bütün bir ilk günü de yalnızlık içinde geçti. İletişimim yüzünü görmeden sadece sesini duyduklarım ve sadece yazdıklarını okuduklarım olarak sınıflanabilecek iki ayrı tanıdık grubuylaydı. Yani bu süre zarfında kanlı canlı bir tanıdığı karşımda göremedim. Bu bile tahammül edilemez birşeymiş yaşayınca anladım. Evet üzerime çok yoğun bir şekilde melankoli sinmişti. Geç kalkarak geceden kalma melankolikliğime bir katkı daha yaptım. Sonrası da farklı değildi. Bilgisayarda dinleyeceğim müzikler hep melankoli kokuyordu. Artık kanıksamış olmalıyım ki izleyeceğim filmi de farklı bir türde seçme gereği duymadım. Elim kendiğiliğinden Çöküş adlı filme gitti. Günün sonunda tamamen melankoli tarafından esir alınmış biri olarak farklılaşmıştım. Bu farklılaşmanın en büyük kanıtı ne mi? Ben, tembellerin kralı, hiç gocunmadan bu melankoli bana yetmez diyerek mutfakta bir haftanın birikimi olan bulaşıkları yıkayıp etrafa çekidüzen verdim. Sonra yine saatlerce bilgisayar başında ömür tükettim melankolik bir halde. Kendimi Mesudiyeli Mesut'ta piyangoyu bir numarayla kaçıran ama hiç üzülmeden evine gelen ve yalnız yaşayan o sessiz sakin adama benzetiyorum iki gündür. O adam piyangoyu kaçırdığına üzülmemişti çünkü o üzülme kapasitesini günlük yaşantısında zaten sonuna kadar kullanıyordu. O kronik bir melankolikti. Ben de bu iki günde o yola girdim sanki. Ama bir an önce çıkmak istiyorum. İlk dönüş yarın olsun nolur!